|
Modern
dünya, bunu bize unutturmak için zihinlerimizi
olanca gücüyle iğdiş etse de neyse ki
hatırlatanlar var.
Ruhun bilgisi kuşkusuz O'nun katındadır. Fakat
ruhun varlığını hatırlamak/hatırlatmak da bir
tür kişisel deneyim sonucunda bilgiye
dönüşebiliyor. Hekimoğlu İsmail, Timaş
Yayınları'nca yayınlanan son kitabında,
yıllardır yaptığı gibi bize, bu unutulmaması
gereken şeyi hatırlatıyor.
"Kalbin Ayağıyla Yürümek",
ilk bakışta içten, yalın bir öğütler toplamı
gibi görünse de aslında çok daha fazlasını imâ
ediyor. Kitap, ruha dair ne varsa onları öne
çıkarırken, bu gibi kavramları anlaşılmaz bulan
birtakım modern düşüncelere de temel bir itiraz
halini alıyor. Ruhtan söz edilmediğinde bile,
ona ilişkin terimleri çağrıştıran
"Kalbin Ayağıyla Yürümek",
her satırıyla bir ontolojik metin konumuna
geliyor. Benzer biçimde, Hekimoğlu İsmail de
Kur'anî kültürden keskin bir kopuşun yaşandığı
dönemde, bütün yazdıklarıyla geleceğe köprü
olabilmek uğraşına giriştiğinde, yalnızca
yapıtlarıyla değil, varlığıyla bir sürekliliği
işaret ediyordu. Bu durum, böylesi dönemlerde
yaşamış insanların yazgısı sayılabilir. Günü
geldiğinde, bu tarihî dönemeç anılırken,
Hekimoğlu İsmail'in tek tek yapıtlarıyla değil
de ismiyle ve konumuyla hatırlanacağını söylemek
çok da yanlış bir öngörü olmasa gerek. Kitapta,
iman, tefekkür, tevekkül, tevazu gibi tasavvuf
kitaplarında açıklamalarına rastlayabileceğimiz
temel kavramların yanı sıra dostluk, yaşama
gücü, zamanı iyi kullanmak gibi gündelik hayatla
daha çok ilişkili bölümler de yer alıyor. Gerçi
bir metni yorumlarken artık pek geçerli bir
ölçüt sayılmıyor; ama söylemekte yarar var:
Anlatılan her şeyde ilk göze çarpan,
söylenenlerin bizzat yaşanmış olduğu izlenimini
uyandıran içtenlik oluyor. İmana dair
söylenenleri, ancak o sıcaklığı tatmış birinin
yazabileceğini kestirmek çok zor olmuyor.
Örneğin, kitaba sinen tevazu daha başlıkta
kendini gösteriyor.
"Kalbin Ayağıyla Yürümek",
bir alçakgönüllülüğe gönderme yapıyor, zira
kalbe dair bir yolculuk, yürümekten daha
devingen bir eylemle de anlatılabilirdi.
Hekimoğlu İsmail, "manevî organlar" olarak
tanımladığı yetileri hatırlatarak bizi Zümrüt
Tepeler'in yamacına çağırıyor. O bildik,
gazetedeki söyleşi üslubuyla, yalnızca kendini
muhatap aldığına inandırarak, anılarla,
dizelerle, öykülerle...
26.07.2004
M. İlhan Atılgan /
Zaman
Gazetesi
http://www.zaman.com.tr/?hn=73778&bl=kultursanat&trh=20040726
|