Lise sıralarında elime geçen en güzel
romanlardan birisi de “Minyeli Abdullah’tır.
Yıllardır roman, hikâye, şiir okurum; ama beni
en çok düşündüren, Minyeli Abdullah
kadar
etkileyen hiçbirisi olmamıştır.
Gençlik yıllarımın en heyecanlı duyguları
arasında gözyaşları içinde okuduğum bu romanın
satırlarında, kendimi ve İslâm’ı yaşamak
isteyen garip insanların hayatını buldum.
74 baskıya ulaşan ve yüz binlerin okuduğu bu
eser, solun gözünden kaçmış olsa da, bizim
gönlümüzde taht kurdu ve zirvesine ulaştı.
Okuyucular
bir yazara çeşitli yönlerden bakar, Ben de
Minyeli Abdullah’ı ve Hekimoğlu İsmail’i, otuz
beş yıllık edebiyatçı kişiliğini, zamanımızın
şartları içinde onu yazarlığa sürükleyen
nedenleri çok iyi bilmekteyim. Romancılıkta
yeni bir çığır açan ve iyi bir öncülük yapan
Hekimoğlu’nun edebiyattaki başarısı
unutulmayacaktır.
Yazarların din, soy, aile, çevre, eğitim ve iş
alanlarındaki gösterdikleri başarı ve değişim,
toplumun gelişim aşamalarını gösterir.
Yazarların kişiliği, vermiş olduğu eserler
üzerinde yansır.
İnanç ve ahlâk birliğinde birçok güzellikler
saklıdır. Bu saklı olan güzellikleri gün
ışığına çıkarmak, yazarın inançları
doğrultusunda kişisel yaşantısını edebiyata
yansıtmakla olur.
Her sanat eseri, kendi ölçüsü içerisinde kendi
erdemini, kendi kuralını anlatır. Gizli
hazinelerin kapılarını açmak, yazarın şuurlu
oluşuna bağlıdır. Yıllar önce okuduğum Minyeli
Abdullah’ı tekrar elime alıp keyifle okumaya
başladım. Aynı heyecan, aynı duygu ile tekrar
okudum, duygulandım, duygulandım... Lise
yıllarında okuduğum zaman, bu romandaki
inceliği ve özelliği kavrayamamıştım. Bu
romanı okumayanlara okumasını salık verirken;
okuma zevkinizin ortaklığını paylaşarak, aynı
duyguları sizlerin de duyacağınızı ümit ediyor
ve şimdiden o hazzı duyuyorum. Muhterem
Hekimoğlu’nun bekledikçe olgunlaşan, değer
kazanan, damıtılıp arıtılarak, serpilip
geliştirilerek yazmış olduğu eserini ve de
emeğini can u gönülden kutlarım... Minyeli
Abdullah’ın yazarını tanımak için Anadolu’dan
İstanbul’a gittim. Türdav’
da
“Hekimoğlu İsmail’le görüşmek istiyorum”
dediğimde, “İşte karşı masada çalışan,
Hekimoğlu’dur” dediler.
Kelli-felli, lüks giyimli, gururlu, mağrur
bakışlı ve mağrur tavırlı birini göreceğimi
tahmin etmiştim. Çünkü bugüne kadar görüştüğüm
yazarlarda bu hususlar gözüme çarpmıştı.
Hekimoğlu ise; alçakgönüllü, yumuşak mizaçlı,
mütevazı giyimli, takvâ sahibi biri. Yazmış
olduğu romanın kalitesine uygun bir
şahsiyet...
Kıymetli eserler yazan ellerinden öpmek
istedim, elini öptürmedi. Kırk yıllık dost
gibi muhabbetle kucakladı beni, o anda çok
duygulandım... Kısa görüşmemizde sadece
birbirimizi tanıdık. İkimiz de Hava
Kuvvetleri’ne mensubuz. İhtisas aynı, Hava
Füze. Aynı birliklerde farklı zamanlarda görev
yapmışız. Asker olarak meslektaş çıktık, yazar
olarak meslektaşız. Hayat serüvenimiz de
birbirine öylesine çok benziyor ki, tıpatıp
aynı... İlk görüşmemiz tanışma faslıyla geçti.
Otuz beş yıldır dostluğumuz devam ediyor. O
anda, “edebiyat, yazar ve yazarlık” hakkındaki
fikirlerinden istifade etme fırsatını
bulamadığım için üzülmüştüm.
Yayınevinde kitap balyalarını taşıyanlara
yardım etmek için yerinden kalkarak bir
balyayı sırtlayıp merdivenlerden indirdi.
Kendi kendime, “İşte yazdıklarını kendi
nefsinde yaşayan yazar” dedim.
Hz. Ömer (ra)’e yakın sahabelerden biri, köle
azat etmenin sevabını sorar. Hz. Ömer bu
soruyu cevaplamaz, sükût eder. Hemen bir köle
satın alır ve azat eder. “Sormuş olduğunuz
soruyu şimdi cevaplayabilirim; çünkü nefsimde
yaşamadığım için köle azat etmenin hikmetini
sizlere anlatamazdım” der.
Hekimoğlu’nun eserlerinde hayal ve efsaneye
yer yok. Gerçeklere parmak basan, toplumun
dertlerini dile getiren, kanayan yaralara ilaç
sunan bir yazar. Minyeli Abdullah romanında
yazar, hayatın ihmal edilmiş yönlerini,
insanların manevi aşkını, yiğitliğini,
mutluluğunu ve ıstırabını yansıtmaktadır. Bu
romanda, yürekleri coşturan düşünceleri
uydurukça kelimelerden arınmış; usta mı usta
ve veciz söz dizimi, canlı kanlı bir hayat ve
güçlü bir eser meydana getirilmiştir. Kim
bilir, Hekimoğlu nasıl bir sabır ve bekleyiş
sonunda, yılların çilekeş birikimini ayıklaya
ayıklaya bu eserini bu mükemmelliğe
ulaştırdı?.. Düşüncelerin içindeki o
kahramanlık, düşüncelerin ardından o yücelik,
güzelliklerin dizi dibinde cömertlik,
toplumbilim ilkeleri ışığında, olayların akışı
ve akıcılığı, hayat sonunda ölüm... İnsan
hayatına, insan kaderine bambaşka bir köşeden,
ayrı bir bakış, yoksulluk, cahillik, ilim
konularına değişik bir bakış...
Rahat
ve zevkli bir okuyuşla Minyeli Abdullah’ı
tekrar okuyup bitirmiş bulunuyorum. Eseri
bitirdiğim zaman bu yazdıklarım zihnimde
canlandı. Okurken de kitabı dizlerimin üzerine
koyarak, başımı ellerimin arasına aldım, derin
düşüncelere daldım. Hekimoğlu’nun güçlü
sanatçılığımın meyvesi olan bu eser, diğer
romanlar gibi değildir, değişik bir durum arz
etmektedir. “Bu eser gibi bir roman yazabilir
miyim?” diye kaleme sarıldım, çalışmalarım
ilerlemiş durumda, ne derece başarılı olacağım
görülecektir.
Kendi gücü ve imkânları ile bu eseri meydana
getiren Hekimoğlu, eserinde milletimizin öz
sesini, öz gerçeğini konuşturup duyurmuştur.
Hiçbir yazarın hiçbir eseri, Minyeli
Abdullah’ın canlı ve sıcak gerçeğine
ulaşamadı. Bu roman; mağdur ve mazlumların,
çilekeş insanların insanlık destanıdır.
İnsanlarımızın yüreğinden yüzde yüz kopup
gelen ruhsal ve evrensel bir sedası olup,
romancılık sanatına gerçek hürriyetini
kazandırmıştır.
Bu roman; güçlü bir rüzgâra kapılmış gibi,
akşamları sedirin üzerine yan yana, gönül
gönüle toplanan, kara gözleri çakmak çakmak
yanan, yüzlerinde mutluluk okunan insanların
romanıdır.
NAZIM TAŞTAN / KONYA
Bu yazı Vakit Gazetesi Okur Postası köşesinden
alınmıştır.