Kara Kedi...

2010-09-27
 
Seninle halıların üstüne bağdaş kurar, diz dize oturur, kelam ilminden okunan parçaları dinlerdik. Verilen misallere, yapılan isbatlara hayran olur, yeni şeyler öğrenmenin saadetini tadardık. İslamiyet'i öğrenmek ve onu yaşatmak gayretindeydik. Hani "hizmet-i Kur'aniye'deki kardeşlerinizi tenkit etmeyin" cümlesi okununca, "işte bütün dargınlıkların, münakaşaların kökü kesildi" derdik. Biz de o büyük müellif gibi; nefsimize muhalefet etmekten başkasına muhalefet edecek zaman bulamıyorduk. Bidatlardan kaçınır, İslamiyet'in esaslarına sarılmaya çalışırdık. Problemleri dışımızda değil, kendi öz nefsimizde arardık.

Fakat aramızdan kara kedi mi geçti, ne oldu? Sen, diz dize oturup ders dinlediğin kardeşini tenkide başladın. O kitapları okuyup bitirememiştik bile... Nefsimize muhalefeti bırakıp, muhalefeti müesseseleştirdin. Hatta, duyduğuma göre insafsız nazarın ve düşkün fikrinle fetvacı olup senin gibi düşünmeyenleri küfürle itham ediyorsun.

Bir fabrikanın çarkları hükmündeydik. Dersleri bırakınca, yağsız kalan dişliler gibi gacır gacır ötmeye başlamışsın. Selamet sahiline giden bir geminin mürettebatıydık. Kömür işinde çalışmayı sıkıcı bulmuşsun, yolcuları malayaniyatla eğlendirmeye, onları neşelendirmeye koşmuşsun...

Sana "derslere dön" diyenlere "bizi aranızdan kovdunuz" der gibi sitemler yapıp, Allah'ın nurunu esir kamplarına benzetmişsin... Bunun giriş-çıkış kapısı nerede ve nöbetçi kim? Kim hizmetten baş kaldırıp bu işlere bakacak?

"Hizmet-i Kur'aniyedeki kardeşinizi tenkit etmeyiniz!"

"Biz nefsimize muhalefet etmekten başkalarına muhalefet edecek vakit bulamadık."

"İman Kâbe hükmündedir, günahlar çakıl taşlarına benzer; Kâbe hükmünde imanı görmeyip, çakıl taşları hükmünde günahları görmek akıl kârı değildir."

"Siz sahil-i selamete giden bir geminin tayfalarısınız."

"Siz bir şahsı manevinin uzuvlarısınız. El gözün ayıbını görmez, belki yardım eder."

"Bir buz kalıbı hükmünde olan enaniyetinizi Kevser-i Kur'an'da eritiniz."

İşte böylesine esasların bulunduğu ve dine hizmette yolumuzu aydınlatan, hizmet düsturlarını, bol bol okursak, derdimizin dermanı bulunmuş olur.

"Muhterem ağabey; Bir yere gidiyoruz, din düşmanlarının aleyhinde konuşacaklarına, Müslümanların aleyhinde konuşuyorlar. Bu hal, bana çok ıstırap veriyor."

İki sayfalık mektubun bir paragrafı bu... Yüzlerce okuyucunun mümessili gibi gelen bir mektup...

Sadece sohbetlerde mi oluyor? Kitaplar, gazeteler dolusu aynı dert. Bunların önüne geçmeye imkan yoktur. Her devirde ve her zaman böyle kimseler bulunacaktır.

Halis ve has kardeşlerle yapılacak işbirliği neticesinde bu gibi şahıslar hükümsüz kalacaklardır.