Yazıları : Zaman'ı Okumak
Zaman'ı Okumak
2011-10-01
Zaman Gazetesi - Hekimoğlu İsmail köşesi
İstanbul, zorlu kış günlerinden birini yaşıyordu...
Yağan kar, bir kefen gibi her tarafı örtmüştü. Sabahın erken saatinde yola çıktım. Arabam yoktu. İşe yürüyerek gidecektim. Ayaklarımın altında gıcırdayan kar yığınlarının ahengine düşüncelerimi bağladım ve yürümeye devam ettim. Sokağın başına gelince bir delikanlı ile karşılaştım. Yanında genç bir kız vardı. Onları tanıyordum. Evli değillerdi. İki sevgili olabilirlerdi. O sevgi, sabahın erken saatlerinde, bu soğukta onları sokaklara salmıştı. Düşündüm ki benim de bir sevgilim olsa ben de ona mektuplar yazsam... O sevgi, insanı durmadan koşturmalı. Hayalen sevgili aradım. Hiçbiri ruhuma sinmedi ve sonunda İslamiyet'i buldum. O andan itibaren yazdığım her makale, her kitap sevgilime bir mektup oldu...
Şu anda Zaman gazetesine yazdığım yazılar benim için vazife. Senelerdir genç arkadaşlara itaat etmekten hiç rahatsız olmadım. Gazetemden hiçbir zaman izin almadım. Ben izin almayacağım ki okuyucu gazetede bir boşluk hissetmesin diye düşündüm. Hastalandım, hastanede yattım, yazamayacağım günler oldu amma vazifemdir dedim ve ara vermeden yazdım...
Hazreti Ebu Bekir, İslamiyet uğruna torbalar dolusu para veriyordu, Resulullah dua ediyordu. Cennetle müjdelenmiş on sahabeden biri olan Hazreti Ebu Bekir'i Resulullah hiçbir zaman kumandan tayin etmedi; o da her zaman bir nefer gibi seferlere katıldı. İslamiyet itaat dinidir. Allah'a, Kur'an'a, Resulullah'a ve mü'mine itaat... Böylece mü'minler kardeş olabilir, böylece mü'minler üstün olur, böylece İslam milleti ortaya çıkar. Hele hele benim gibi Amerika'da, Avrupa'da gayrimüslimlere itaat eden kimseler mü'mine itaat etmezse manevi mesuliyet büyüktür. Mevkiye, makama, servete göz dikenler Allah'ın rızasına ne kadar taliptir? Hemen şunu söyleyeyim ki çok yaşlandım. Allah için bir şeyler yaptımsa ne âlâ. Yapmadımsa şöhret, makam, servet hepsi boş... Bediüzzaman Hazretleri nefsini yerden yere vurmuş. Üstad'ın nefsine söylediklerinden biz pay alacağız. Gururlanmayacağız, hizmetimizin karşılığını beklemeyeceğiz. Allah'a sığınacağız ve İslamiyet'i yaşayacağız.
1928'de Harf İnkılabı olunca okur yazar sayısı sıfıra düşmüştü. Çünkü eski yazıyı bilenler yeni yazı bilmiyordu, yeni yazı bilenler eskiyi bilmiyordu. Böylece kitapçılar iflas etti, kitaplar yakıldı. Basın yayına ait olan hiçbir şey satılmadı. Avrupa'da neşredilmiş gazete ve dergileri kiloyla aldılar, oradan gayri ahlaki kadın resimleri alarak bastılar, "Modern kızlarımız kendi hayatlarını yaşıyorlar." diye yazdılar. 50'li yıllarda Müslüman kadınlar sıkı sıkı kapanırken, gazete ve dergiler, "Türkiye modernleşiyor", "Türkiye Avrupa ülkelerinden biridir." "Avrupalı olmaya mecburuz", "Bizi din geri bıraktı" gibi manşetlerle Avrupalı kadınların resimlerini basıyorlardı. Bazı gençler bu resimleri alıp evinde dolaplara yapıştırıyorlardı.
Bazı gençler bu kadınların resimlerine bakıp benim karım niye böyle değil, diye eşinden ayrıldı, boşananların sayısı hızla arttı. Türkiye'deki en büyük değişiklik gardırop medeniyeti olmuştu. Çünkü Avrupa'nın ilmini, kültürünü almak uzun zaman isterdi. Amma Ziya Gökalp şöyle demişti: "Türk milletindenim, Avrupa medeniyetindenim, İslam ümmetindenim." Ziya Gökalp'in bu görüşünü genç Türkiye uygulamaya koyarken işe Avrupa medeniyetinden başladı.
Zaman gazetesi "Avrupa medeniyetindenim, Türk milletindenim, İslam ümmetindenim" gerçeğini en güzel şekilde okuyucularına takdim etmektedir. Basın yayın milletin beynidir, basın yayın ne ise millet de odur. Bu aziz milletimizi tarihiyle, medeniyetiyle bütünleştirebilmek için bu sahaya girdik. Bulduğumuzla yetinmek değil, daha ileri gitmek zorundayız. Çünkü iki günü birbirine eşit olan ziyandadır. Zaman Gazetesi, Türkiye'nin değil dünyanın en büyük gazetelerinden biri olmalı ve olabilir...